edebiyat blogu

24 Aralık 2016

Bir Edebiyat Adası: Yaşar Kemal Sempozyumu (Kitaptan Alıntılar)

   Eğer diyarlar instagram hesabını takip ediyorsanız görmüşsünüzdür: Cuma akşamı, başlıkta adı geçen sempozumun açılışına katıldım. Nilüfer Belediyesi, harika bir fikir ile sempozyumda okunacak/üzerinden geçilecek yazıları kitaplaştırmış. Küçük bir inceleme yapacağımı söylemiştim; kitap tam üç yüz elli sayfa olduğu için başındaki birkaç yerden alıntıları sizinle paylaşacağım.
  
   Kendisini bizzat göremediğim ve tanıyamadığım için bende fazlasıyla hüzün uyandıran biridir Yaşar Kemal ve -kuşkusuz- adını ne zaman ansam zihnimde barış canlanır. Özellikle bu günlerde, belki her kötü şeyin arttığı belki de dünya her zamanki gibi işlediği ancak benim olanları yeni fark ettiğim günlerde, Yaşar Kemal’i yaşamak buruk bir gülümseme bırakıyor yüzümde. Özdemir İnce’nin de 1992 yılında yazdığı gibi “Yaşar Kemal Türkiye’dir!” ve hatta cuma akşamı söylediği gibi “Yaşar Kemal dünyadır!”
   Zira usta yazar insanı anlatmıştır ve Murat Gülsoy, Büyübozumu kitabında (Yaşar Kemal’den tamamen bağımsız olarak) “Bir insan tüm insanlığın özetidir.” der. (Bu eğer planladığım gibi giderse ocak ayında kullanacağım ayın kelimesine uyan ve ele alacağım bir cümle aynı zamanda.)

   Sempozyum, önce Nilüfer Belediye Başkanı Mustafa Bozbey’in, ardından da Nilüfer Kütüphaneler Müdürü Şafak Pala’nın konuşmasıyla başladı. Pala, konuşmasında yazarın kendisinden bir alıntı yapmış. Yaşar Kemal, Adana’da kendi adı verilen bir kültür merkezi açılışında, “Biz burada hep bir arada ve mesut yaşadık. Herkes bunu dinlesin. Bütün Türkiye benim köyüm gibi olsun.” demiş.
   Yine kendisi “Mecbur insanları çok düşündüm. Mecbur insanlar üzerine çok okudum. İnce Memed buradan doğdu. Dünya öküzün boynuzları üzerinde durmuyor. Dünya mecbur insanların omuzları üzerinde duruyor. Biri de İnce Memed’tir bu insanların.” şeklinde bir açıklamada bulunmuş.

   Konuşmada geçen ve alıntılamak istediğim son bir paragraf daha var:

   Yaşar Kemal’in yazarlığının kendine has özellikleri vardır. Yazarlığını bir cümleyle tanımlamamasını isteyen Financial Times’tan bir İngiliz gazeteciye, “Ben değişimlerin romancısıyım der.” Değişimlerin romancısı olduğunu Mübeccel Kıray’a da ayrıntılı olarak açıklamıştır. “Benim gerçeğim doğayla birlikte insanın nasıl değiştiğidir. Üstelik ilk defa dünya romanında sınıflarla birlikte doğanın değiştiğini ve sınıfların suretini aldığını işledim… Bilimsel olarak feodal düzenin doğası şudur; kapitalist ilişkilere geçenin doğası şudur. Bunları dünyada ilk söyleyen adam benim. Feodal düzenden, kapitalist sisteme geçerken doğa da onunla birlikte değişiyor. Hatta doğa daha çok değişiyor. Üç sene içinde Çukurova’da börtü böcek kalmadı. Bataklıklar, karaçalılıklar, ormanlar yok oldu. Ceylanlar da yok oldu. Otuz bin ceylan gelirmiş Çukurova’ya. Çukurova’da ne ot kaldı ne ocak. On sene içindeki bu değişimi ben gözümle gördüm. Ne Tolstoy, ne Balzac bunu gördü. Ben şanslıyım bunu gözümle gördüm.”

   Ardından gelen Feridun Andaç’ın “Yaşar Kemal’i Anlamak” adlı kısa yazısından birkaç cümle seçersem bunlar “Düşsel gerçekçi çağdaş bir anlatıcıdır Yaşar Kemal.” ve “Onun yapıtlarının tözünde var olan en temel olgu bu: Buluşturmak. Sözü yazıyla, geleneği modernlikle, insanı doğayla, insanı insanla buluşturmak yazı adasının en temel yanıdır.” cümleleri olur.
  
   Yaşar Kemal ile ilgili söylenecek binlerce şey, sırf ona yazılacak binlerce sayfa varken cımbızladığım bu cümleler tabii ki onu anlatmak için yeterli değil ancak –özellikle benim gibi gençler başta olmak üzere- kendisini anlamamız için bir başlangıç.   

   Birkaç alıntı paylaşacağım son kısım Özdemir İnce’nin “Yaşar Kemal Türkiye’dir” yazısı. Amatör bir yazar olarak edebiyat geçmişiyle ilgili birkaç şey öğrendiğim hoş bir yazıydı bana kalırsa.

   Göstergebilimi*, yapısalcılığı** Batı’da yanlış anlayanlar oldu, ama Türkiye’deki kadar büyük boyutlarda değil. Geleneksel romanı sürdürdüğü için Yaşar Kemal’i hiç kimse Fransa’da ya da başka bir ülkede küçümsemedi. Tam tersine Yaşar Kemal 70’li ve 80’li yıllarda giderek büyüdü, daha doğrusu büyüklüğü anlaşıldı. Türkiye’de ise Yaşar Kemal’in pabucunu dama atıyorlar, küçümsüyorlardı onu. Romancı dediğin Jorge Luis Borges, Italo Calvino, Georges Perec gibi yazmalıydı. Ben kendi adıma, Yaşar Kemal’i de, bu üç yazarı da severim: Georges Perec 1965 yılında Les choses’u (Şeyler, Nesneler) yayımladığı zaman hemen okudum; Calvino ve Borges’i de en az otuz yıldır okurum. Elbette Yaşar Kemal’e göre bir başka türlü yazıyorlar; ama onu yok etmiyorlar, onun içinde bulunduğu geleneksel kanalın önünü tıkamıyorlar; tam tersine onun yazma tarzının iyice belirginleşmesine katkıda bulunuyorlar. Hiçbir yazar başka bir yazarı ve yapıtını ortadan kaldırmak amacıyla yazma, “kendisi gibi” yazar. Bazı dönemler gelir, bazı beğeniler ve bazı tarzlar ve biçimler öne geçer gibi olur; ama bu öne geçmeler bir çağın temsilcisi, aksine o yazarların gerçek değerlerinin ortaya çıkmasına katkıda bulunurlar. Ne Yeni Roman, ne Beat Generation, ne minimalistler geleneksel çizginin önemini azaltmışlar ve onu yürürlükten kaldırmışlardır. Tam tersine, tarlanın da, tohumun da geleneksel romanda olduğunu kanıtlamışlardır. Gerçek yazarlar, yeni olanaklara “mal bulmuş Mağribî” gibi sarılmazlar, ondan yararlanırlar.
   Ne Yeni Roman, ne Beat Generation, ne minimalist romancılar, ne Borges, ne Calvino, ne Perec, Yaşar Kemal’in önemini azaltmıştır. Tam tersine, onların karşısında ve onların yanında İnce Memed’lerin, Akçasaz’ın Ağaları’nın, Kimsecik’lerin ve öteki romanların gerçek büyüklüğünü kavrayabiliriz. Bu büyüklük bir Tolstoy, bir Dostoyevski, bir Balzac, bir Stendhal, bir Faulkner, bir John Dos Passos büyüklüğünden hiç geri değildir ve hiç çekinmeden ve kuşku duymadan söyleyebilirim, bir Gabriel García Márquez, bir İsmail Kadare büyüklüğünün epeyce önündedir. Edebiyatta böylesine karşılaştırmalar yapmanın saçmalığını elbette biliyorum, ama bu ülkenin, bu dilin yetiştirdiği en büyük yazarlardan birinin kendi ülkesinde gerçek değerinin bilinmemesi, bilinmek istenmemesi böyle bir saçmalığa başvurmama yol açıyor. Şunu bilmekte yarar var: günümüz Türk edebiyatının dünyada ciddiye alınmak için Yaşar Kemal’in büyüklüğüne gereksinimi vardır.
  
   Bu geniş iki ana paragrafa ek olarak birbirinin devamı olamayan iki alıntı daha ekleyip yazıyı bitiriyorum.

  Biçime önem verdiklerini ileri sürenlerin “kâtip” gibi yazdıkları bu ülkede, gerektiğinde bağlanmaktan kaçınmayan Yaşar Kemal, Türk dilini özgürleştiriyor, kanatlandırıyor, coşturuyor. Yaşar Kemal’i okurken Türkçe’nin büyük bir dil olduğunu anlıyoruz.

   Alain Bosquet, Yaşar Kemal’e “Siz toprağını simgeleyen bir yazarsınız. En azından Batı yazınında ender rastlanan bir olgudur bu.” diyor.

   Haklıdır Alain Bosquet, çünkü Yaşar Kemal Türkiye’dir! 

0 yorum:

Yorum Gönder

Copyright © di-yar-lar | Powered by Blogger

Design by Anders Noren | Blogger Theme by NewBloggerThemes.com