edebiyat blogu

19 Şubat 2017

Aylak Adam Üzerine Düşünceler


Arka Kapak: 

     Her şeye "karşı" duran, "karşı" çıkan, "karşı" olan bir adam... Aylak Adam... Bir adı bile yok. "C." diyor Yusuf Atılgan kısaca. 
     İnsan her şeye bunca "karşı"yken kendine de "karşı" olmadan nasıl sürdürebilir bir "karşı" yaşamı?
     C., sıradanlığa, tekdüzeliğe, alışılmışın kolaycılığına hiç mi hiç katlanamıyor. Hem farklıyı, hem doğru olanı arıyor. Çabasının boşuna olduğunun da farkında üstelik.
     Zor bir karakter, zor bir yaşam, yalın bir roman.

[Kitabın sonuna dair herhangi bir bilgi edinmek istemeyenler ikinci paragrafı ("Her neyse," ile başlayan ve "...bir şeyler olmasını bekliyorsunuz." ile biten kısmı) atlayabilirler.]

   Uzun bir süre önce kitaba başlamış ve okuma eylemimin çok uzamasından rahatsızlık duyup kitaba geçenlerde yeniden başlamıştım. Bu sefer onu bitirdim ve kitabın sonunun mu yoksa bitirmiş olmanın mı şaşkınlığı içerisindeyim bilemiyorum. Sanki geçen sefer ulaştığım sayfaya geldiğimde dönüp üçüncü kez baştan okumuş olmanın ve bunu sürdürmenin arayışı içerisindeyim.
   Her neyse, oturup kitabı bitirdim ve gerçekten beğendim. Sonunda şaşkındım zira kitap sizi bir şeye yöneltiyor ve onunla ilgili bir şeyler olacağına inancınız tam. Fakat sonunda bunun olmadığını görüyorsunuz. Eğer dikkati kıran o ayrıntı olmasaydı kitabın sonu tahmin edilebilir olurdu ancak o kısım size bir beklenti veriyor ve durağan bir kitap olmasına rağmen bir şeyler olmasını bekliyorsunuz.
   Bu söylediklerim sizi aldatmasın, sonunda ne olacağının merakından okunan bir kitap değil Aylak Adam. Evet, sakin ilerliyor ancak olması gereken bu zaten. Genellikle bir bireyin üzerinde durulmuş ve bu yüzden çok fazla iç monolog var. Hatta bazı yerlerde C.’nin düşünceleri o kadar seri ve karışık ki neredeyse bilinç akışı gibi duruyor.
   Karakterimiz bir aylak, baba parası yiyen, işsiz bir adam. Kitap okumayı ve düşünmeyi seviyor. Kitabın sonlarına doğru Ayşe’ye kendisini açtığı kısım ilk defa bizi tam anlamıyla geçmişine götürüyor. İç monologlarda, yahut rüyalarında yakaladığımız şeyler ve hatta tikinin nedeni bile açıklanıyor. Bundan önce bildiğimiz tek şey babası gibi olmak istemediği. Beni şaşırtan başka bir kısım da buydu, C.’den beklemiyordum böyle bir hareketi.
   Roman C.’nin üzerine kurulu olsa da diğer karakterlerin bilinçleri veya hayatları bazı bölümlerde geçiyor: Güler’in yazdığı mektuplar ve B’nin gözünden anlatılan bir bölüm gibi.
   Kitabın sonlarına doğru fark etmeye başlıyoruz ki C. sadece kendisi gibi bir kadın istiyor. Sevgilisi olan kadınların tüm dallarını kırmak istemesi, kendisi gibi kimseleri olmasın diye uğraşmasının nedeni bu.
   Toplumu sevmiyor, kendisini o her günün alışılmış güvenliğinden soyutlamış birini arıyor karakterimiz.

   “Dünyada hepimiz sallantılı, korkuluksuz bir köprüde yürür gibiyiz. Tutunacak bir şey olmadı mı insan yuvarlanır. Tramvaydaki tutamaklar gibi. … Ben, toplumdaki değerlerin ikiyüzlülüğünü, sahteliğini, gülünçlüğünü göreli beri gülünç olmayan tek tutamağı arıyorum: Gerçek sevgiyi! Bir kadın. Birbirimize yeteceğimiz, benimle birlik düşünen, duyan, seven bir kadın!”*


   Sonuç olarak ben kitabı beğendim, ince dokunmuş psikolojik bir örgü de var. Çözümleme biraz daha bilgi birikimi gerektirdiği için benim yapabileceğim bir şey değil, en azından şimdilik. Ancak yazar zaten kitabın sonuna doğru neredeyse her şeyi vermiş. Yine de daha ayrıntılı bilgi isteyenler için bulduğum bir çözümlemenin linkini bırakacağım.*** (Kitabı henüz okumayanlar onunla ilgili bir şeyler öğrenmekten rahatsız olacaksa okumamasını öneririm.)




   “Yoksa her şey ben olmadığım zaman benim olmadığım yerlerde mi oluyordu?”**

  *Yusuf Atılgan, Aylak Adam, YKY, s. 149
  **Yusuf Atılgan, Aylak Adam, YKY, s. 11



0 yorum:

Yorum Gönder

Copyright © di-yar-lar | Powered by Blogger

Design by Anders Noren | Blogger Theme by NewBloggerThemes.com