edebiyat blogu

17 Nisan 2017

Fahrenheit 451 Üzerine Düşünceler


Arka Kapak Yazısı:

     Fahrenheit 451: Kitap kâğıtlarının yanıp tutuştuğu sıcaklık derecesidir. 

     "Mutlu olmak için ihtiyacımız olan her şeye sahibiz, ama mutlu değiliz. Eksik bir şey var. Çevreme bakıyorum. Kaybolduğunu kesinlikle bildiğim tek şey, son on ya da on iki yıldır yakmakta olduğum kitaplar." 
     Ray Bradbury gibi kitaplara âşık bir yazardan, kitapların birer kahramana dönüştüğü unutulmaz bir distopya...
     Yayımlanışının 60. yılını geride bıraktığımız bu ölümsüz eser, totaliter sistemlere, sansüre, baskıya yönelik en keskin eleştirilerden biri...
     Yeryüzünde tek bir kitap kalacak olsa, o kitap olmaya aday, vazgeçilmez bir roman...

     Uzun zaman önce yakın bir arkadaşımın “Yazımlarınız benziyor.” demesinden midir yoksa Ray Bradbury’nin kendisi tarafından yazılmış önsözün etkisi midir bilmem ama kendimi yazara çok yakın, onu okumaya çok aşina olmuş hissettim. Belki de kitap sevgisinde buluşmuşuzdur, bilemiyorum.
   
    Kitabı akıcı buldum, hatta başlarda diyaloglar yoğun olduğu için daha hızlı gitti. Bunun dışında bazı noktalama hataları ve isim tekrarları vardı. Aynı ismi yahut hitabı yakın zamanlarda kullanmak benim yazarken kaçınmaya çalıştığım bir şey ve bazen beni zorluyor, belki de bu yüzden gözüme batmıştır.

     Karakterimiz Montag, bir itfaiyeci ve o dönemde Montag gibilerin yaptığı şey yangınları söndürmek değil, kitapları yakmak- zaten fahrenheit 451 de kâğıtların tutuşmaya başladığı sıcaklık derecesi.

     Okuyanlar bilir, kitabın başında karşılaştığımız Clarisse diye bir kız vardı ve ben bu kız ile ilgili farklı şeyler düşünmüştüm. Çok açmadan söylemek gerekirse başkarakterimiz Montag ile zorunlu bir şekilde karşı karşıya geleceklerine inanmıştım ancak olmadı. (Tahmin edilebileceği gibi Clarisse herkesten farklı bir kız.) Küçük bir açıklama yapmak gerekirse Clarisse kitapta katalizör görevi görüyordu. Bunun dışında içerikle ilgili hiçbir şey söylemeyeceğim, herhangi bir bilgi vermek istemiyorum. Değineceğim tek şey kurgunun, sonu da dahil her yönüyle, benim için tatmin edici olduğu. 

     İçerik dışındaki şeylere dönersek uzun cümleleri okurken bazen zorlandım. Böyle cümleler yazmayı seven biri olarak sorun, çevirmenin oluşturduğu cümle yapısından ve doğru kullanılmamış noktalama işaretlerinden kaynaklanıyor gibi geldi bana. Özellikle kitabın sonuna doğru betimlemelerde kullanılan uzun cümleler bana karışık geldi ancak diğer bir yandan Bradbury, Montag’ın aydınlanıp otoritenin baskısına boyun eğmeyi bırakmasına istinaden böyle bir şey yapmış olabilir- bu sebeple kitabı, ileride orijinalinden okumak isterim. Yine de bariz bir şekilde dilde kırılma olmadığından çok emin olamıyorum ve bana bunlar ufak hatalarmış gibi geliyor.

Düzenleme: Maalesef ki kitabı sevdiğimi yeterince belirtmemiş gibi hissettiğim için böyle bir şeye başvurdum. Fahrenheit 451 adı bilinen distopyalardan biri ve totaliter sistemi eleştiriş şeklini gerçekten sevdiğim bir roman. Kitabı gerçekten zevkle okudum, aynı zamanda içimde daha fazla Bradbury okuma isteği de var. Bir süre önce kendisinin "The Pedestrian" hikâyesini okumuştum. Çok sakin ancak anlamlı bir öyküydü ve benim çok hoşuma gitmişti. 
“Biliyorum, biliyorum. Hata yapmaktan korkuyorsun. Korkma. Hatalardan yararlanılabilir. Bayım, genç olduğum zamanlar, bilgisizliğimi insanların yüzlerine vurdum. Beni sopalarla dövdüler. O zamanlar kırkımdaydım ve kör aletim, benim için iyi bir keskinliğe ulaşıncaya kadar bilendi. Eğer bilgisizliğini saklarsan kimse sana vuramaz, ama hiçbir zaman öğrenemezsin.” *

“Otları sadece biçen adamla, gerçek bir bahçıvan arasındaki fark dokunuştadır, derdi. Otları biçen adam orada hiç bulunmamış gibidir, fakat bahçıvan ömür boyu oradadır.” **

… şimdi bir şeyleri içimize sindirecek vaktimiz olacak. Bir gün, içimize uzun bir süre için yerleştikten sonra, ellerimize ve ağızlarımıza gelecek. İçlerinden çoğu belki yanlış, fakat yeteri kadar doğru olacak. Bugün yürümeye başlayarak dünyayı, dünyanın nasıl döndüğünü, nasıl konuştuğunu ve gerçekten nasıl göründüğünü göreceğiz. Şimdi her şeyi görmek istiyorum ve onların hiçbiri, içime aldığımda benimle ilgili olmasalar da, bir süre sonra, içimde birleşerek ben olacaklar. Şu dünyaya bak, Tanrım, Tanrım, şu benim dışımdaki, orada, yüzümün önünde duran dünyaya bak; ona gerçekten dokunmanın tek yolu onu sonunda ben olacağı yere, kana karışacağı, günde bin çarpı on bin kez çarpacağı yere koymak. Onu öyle kavrayacağım ki, hiçbir zaman kaçamayacak. Bir gün dünyaya sımsıkı sarılacağım. Artık parmağımın üstüne bastım. Bu sadece başlangıç. ***



     *Ray Bradbury, Fahrenheit 451, İthaki Yayınları, s. 156-157
      
     **Ray Bradbury, Fahrenheit 451, İthaki Yayınları, s. 227

     ***Ray Bradbury, Fahrenheit 451, İthaki Yayınları, s. 233

Copyright © di-yar-lar | Powered by Blogger

Design by Anders Noren | Blogger Theme by NewBloggerThemes.com