edebiyat blogu

29 Haziran 2017

Kendine Ait Bir Oda Üzerine Düşünceler



   Kendine Ait Bir Oda, Virginia Woolf’un “kadınlar ve kurmaca” üzerine bir konuşma yapması istendikten sonra yazılan bir eser. Woolf, bu konu üzerine düşüncelerini ve bu süreçte yaşadıklarını kurmaca bir karaktere giydirerek bizimle paylaşıyor. Konuşmayı yapması istendiğinde yıl 1928 ve önceki dönemlerde yaşamış pek kadın yazar yok, olanlarla da ilgili çok bir şey bilinmiyor. İşte burada Woolf’un yaptığı -yarattığı- şey, yani Mary Beton, Mary Seton yahut Mary Carmichael isimli kurmaca karakterimiz bir önem kazanıyor zira Virginia Woolf’un bir sorusu, kafa karışıklığı var ve bu onun kafa karışıklığı olduğu için yeterince önemli değil; kurmaca bir karakter yaratıp bu sorunu evrenselleştiriyor. Kendisini anlatıyor ve neler düşündüğünü ancak aynı zamanda o kendisi değil, aynı şeyleri düşünmüş -kitabı okumadan önce yahut okuduktan sonra- tüm insanların da bir yansıması.
    Kitap genel olarak düşünceler üzerinden gitse de Woolf, etrafındaki birçok şeyi şiirsel bir şekilde betimliyor. Bunun dışında kadınların eserlerindeki öfke, erkeklerin eserlerindeki kadın figürü ve hatta her cinsiyetin zihninde karşı cinsin bir imgesi de dâhil birçok şeye değiniyor.
    Kadınların, edebiyat eserlerindeki ve gerçek hayattaki yerlerinin farkını da şu şekilde ortaya koyuyor: “Şiir kitaplarını baştan sona istila etmiş, tarihte ise adı geçmiyor. Kurmacalarda, kralların ve fatihlerin hayatlarına hükmediyor; gerçek hayatta ailesinin parmağına zorla yüzük taktığı herhangi bir gencin kölesi. Dudaklarından, edebiyatın en ilham verici sözcükleri, en derin duygularından bazıları dökülüyor, gerçek hayatta okuması yazması neredeyse yok, zor heceliyor sözcükleri ve kocasının malı durumunda.”

    Nihayetinde, Woolf’un sözü Mary Seton’dan alması ve bir kapanış konuşması yapmasıyla kitap son buluyor. 
    
“Çünkü inanıyorum ki, bir yüz yıl daha yaşarsak –hakiki hayat olan hayattan söz ediyorum, bireysel yaşadığımız ayrı ayrı, küçük hayatlardan değil- ve her birimizin eline yılda beş yüz pound geçerse ve kendimize ait bir odamız olursa; özgür yaşarsak ve düşündüğümüzü aynen yazacak cesaretimiz olursa; ortak kullanılan oturma odasından biraz çıkabilirsek ve insanları hep birbiriyle olan ilişkileri içinde değil, gerçekle olan ilişkileri içinde görürsek; ve gökyüzünü de ve ağaçları da içinde ne varsa onu görürsek; Milton’un kötü ruhundan bakışlarımızı çevirirsek, çünkü hiçbir insan kapatmamalıdır manzaramızı; tutunabileceğimiz bir kol olmadığı gerçeğiyle, çünkü bu bir gerçek, yüzleşebilirsek, yalnız başına yol aldığımızı, ilişkimizin sadece erkekler ve kadınların dünyasıyla değil, gerçeklerin dünyasıyla olduğunu bilirsek, o zaman fırsat doğacak ve Shakespeare’in kız kardeşi olan ölü şair (burada yine kendi yarattığı bir karakterden bahsediyor Woolf) kaç kez çıkarıp bıraktığı bedene bürünecektir. Kendisinden önce abisinin yaptığı gibi, hayatını, öncülleri olan meçhul kadınların hayatlarından çekip alarak doğacaktır.”

Copyright © di-yar-lar | Powered by Blogger

Design by Anders Noren | Blogger Theme by NewBloggerThemes.com